12 Eylül 2010 Pazar

Çocuklar İçin Sosyal Hizmetler, KAHRAMAN EROĞLU, İstanbul Sosyal Hizmetler İl Müdürü

Polat :  Bu hafta Sayın Kahraman Eroğlu ile beraberiz. Kahraman Eroğlu uzun süre Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu İstanbul İl Müdürlüğü ‘nü yaptı ve çok başarılı işlere imza attı. Yakın bir zamanda da görevden alınma durumu oldu. Bu son zamanlarda sıklıkla yaşadığımız bir şey. Konusunda başarılı olan, işlerini çok iyi yapan kadrolarda değişiklikler hep oluyor. Konuğumla sosyal hizmetlerde çocuklar için neler yapılıyor, neler yapılmalı, sokakta çalışan çocuklar ve çocuk fuhuşu konularını tartışacağız.
Türkiye ‘de çocukla ilgili en önemli sorunlardan biri sokakta çalışan çocuklar sorunudur. Kamuoyunda bilinen adıyla Selpak çocukları diye andığımız çocukların sayıları yoğun göç, ekonomik sıkıntılar gibi global nedenlere bağlı olarak her geçen gün artıyor. Sosyal hizmetler tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bu konunun sorumlusu. Bu konuda uzun yıllar çalışan biri olarak şunu izliyorum; ülkemizde sosyal hizmet uzmanları çok kahramanca işler yapıyor. Türkiye ‘de sosyal hizmet uzmanı yetiştiren sadece bir tane okul var. Hacettepe ‘den sonra ikincisi maalesef kurulamadı. Az sayılarına rağmen gerçekleştirdikleri özverili çalışmaları ortadayken sürekli eleştiri alıyorlar. Birçok eleştirinin de haklı olduğunu söylemek durumundayım. Tabii bunun nedenleri var ama istenince iyi işler de yapılabiliyor. Kahraman Bey, sosyal hizmet uzmanlarını sizden dinleyelim. Sosyal hizmet alanı nasıl bir alan?
Eroğlu : Bundan yaklaşık 6,5 yıl önce İstanbul ilinde toplumu rahatsız eden en önemli sorun sokakta yaşayan ve sokakta çalıştırılan çocuklar sorunuydu. Herkesi yakından ilgilendiren bu hassas konuya Devlet’in ve sivil toplum örgütlerinin niçin müdahale etmediği konusunda da çeşitli tartışmalar vardı. Bu tartışmalar benim İl Müdürlüğü ‘ne başladığım dönemde sizinde Çocuk İstismarını Koruma ve Rehabilitasyon Derneği Başkanı olarak içinde bulunduğunuz sivil toplum kuruluşları ile İstanbul Valiliği‘nin ve İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğü‘nün örnek iş birliği ile konuyla ilgili çok iyi çalışmalar yapıldı ve ülkemizde ilklere imza atıldı.
Polat :  Model oluşturuldu.
Eroğlu : Sokakta yaşayan ve sokakta çalıştırılan çocuklar sorununa getirilen etkin çözümler ve bu etkin çözümlere bağlı olarak açılan birbirine bağlantılı kurumların ülke genelinde gerçekleştirdikleri iyi örnekler Avrupa ülkeleri tarafından da örnek alınmaya başlandı. İngiltere, Fransa, Almanya, İsviçre ve Polonya çalışmalarımızı kendi ülkelerinde de uygulamak üzere model olarak benimsediler. Sosyal Hizmetler olarak sokakta yaşayan ve sokakta çalıştırılan çocukların biz hep en son aşamasıyla uğraştık. Çocuk sokakta halkı rahatsız ettiğinde, tehdit ettiğinde “Niçin müdahale edilmiyor” dendiği zaman ancak devreye girdik. Oysaki konu çok daha derindir. Çocuk sokağa itilmeden önce çeşitli çalışmaların yapılmış olması gerekir. Göçün önlenmesi, vergi sistemi, eğitimde eşitlik sağlanması, işsizliğin engellenmesi…
Polat :  Göçün engellenmesi, işsizliğin önlenmesi, eğitimin yaygınlaştırılması global sorunlar ve ancak devlet politikası ile halledilebilirler. Bireyselleştirecek olursak Sosyal Hizmetler olarak neler yapılıyor, ne kadar yeterli olunabiliyor?
Eroğlu : Bunlar gibi çeşitli sebeplerle karşıkarşıya kalan çocuklar her türlü tehlikeye açık yaşamaktadırlar. Göçe bağlı sosyal ve ekonomik olanaksızlıklar ve eğitim olanaklarından yoksun olmaları, küçük yaşta anneleri, babaları tarafından zorla sokakta çalışmaya gönderilmeleri, çocukların sokakta önce masumane başlayan bu çalışma isteklerinin daha sonra kendilerini sokakta yaşayan, sokakta madde kullanan duruma dönüşmesine, erkek veya kızların sokakta tacize uğramalarına ve giderek kız çocukların para karşılığı seks yapan ve cinsel ticari sömürüye maruz kalan kızlar durumuna gelmesine meydan vermektedir. Çocuk ancak bu duruma düştükten sonra çocukların öncelikle ailelerine daha sonra da topluma kazandırma çalışmalarının yapılması gündeme geldi.
Polat :            Deneyimlerinize dayanarak; sorun yaşayan korunmaya muhtaç çocuklar yada özel bakım gereksinimi içinde olan çocuklar konusunda bir sıralama yapsanız hangi grup çocukları ilk beş-altı sıraya alırsınız?
Eroğlu : Birinci sırada anne-babası olmayan veya anne-babası tarafından terk edilen, anne-babası tarafından ihmal ve istismara uğrayan çocuklar korunma kararı çıkartılarak yuvaya alınırlar. İkinci grupta ise ailesi tarafından sokakta çalışmaya, sokakta yaşamaya ve sokak çocuğu olmaya itilen çocuklar gelirler. Bu tarz çocuklar da çocuk ve gençlik merkezlerine alınarak önce rehabilite edilirler. Rehabilitasyon süreci sonrasında da bu çocuklar yine haklarında korunma kararı çıkartılarak yuvaya veya yurtlara yerleştirilirler. Üçüncü grupta kız çocuklar var. Bu konuda bugüne kadar çok sağlıklı çalışmalar yapılmadı. İstanbul Valiliği ‘nin ticari cinsel sömürüye maruz kalan kızlar için açtığı Çocuk ve Gençlik Merkezi’nden sonra bu işin ne denli önemli ve ne denli acil olduğu ortaya çıktı. 4 yıllık çalışma içerisinde yaşları 10 ile 17 arasında 172 kız çocuk; Çocuk ve Gençlik Merkezi’nde tedavi ve rehabilite edilerek yeniden ailelerine döndürüldü. Bunlar içerisinden ailesine dönebilme şansı olmayanlar çeşitli yurtlara alınarak meslek edindirildiler ve işe yerleştirildiler veya tekrar okulla bağlantı kurulup eğitime dahil edildiler. Dördüncü sırada da sokakta çalıştırılan çocuklar var. Bu çocukların önce aileleri ile gerekli çalışmalar yapılır, aileleri ziyaret edilir, eğer aileler ekonomik yoksunluk sebebiyle çocuklarını sokakta çalıştırmaya mecbur kalmışlarsa ailelere çeşitli destek ve yardımlar yapılarak çocukların ev ortamı içerisinde okula gönderilmelerine yardımcı olunur. Ancak, eğer aile çocuklarını bilinçli olarak sokakta çalıştırmak istiyorsa, çocuklarını ihmal veya istismar etmiş ise, bu gibi aileler hakkında Cumhuriyet Savcılıklarına suç duyurusunda bulunularak çocuklarını ihmal ve istismardan dava açılır. Çalışmamız kapsamında bu tarz olguların sayısı 622 civarında olmuştur. Yani; ‘çocuk benim, istediğim gibi davranırım, ister çalıştırırım, ister okula göndermem, ister sokakta yaşamasına müsaade ederim, sokakta çalışması için de çocuğu zorlarım’ anlayışının kırılması gerekir. Çocuk bu toplumundur, çocuk bu Devletindir. Eğer anne-baba çocuğa karşı görevlerini yapmıyorsa veya anne-babalık hakkını kötü şekilde kullanıyorsa sosyal bir devlet olarak bu aileye müdahale edilmesi gerekir.
Polat :  Biz Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni imzalamış bir ülke olarak Taraf Devletiz ve Taraf Devlet olarak da çocuğun yüksek yararı, çocuğun en iyi şekilde bakımı, korunması, geliştirilmesinden sorumluluğu kabul etmişiz, Meclisimiz bunu onaylamış, kanunlar değiştirmeye başlamışız. Anlattıklarınızdan şunu anlıyorum; Sosyal Hizmetler ağırlıklı olarak kurum bakımında yoğunlaşmış bir durumda. Kurumlarda kurum bakımı hizmeti ne durumda?
Eroğlu : Evet kurum bakımına yoğunlaşıldığı söylenebilir. İstanbul ilimizdeki kurumların durumundan bahsedecek olursak; İstanbul Valiliği’nin çok önemli katkısı, desteği ve özelliklede sokakta yaşayan çocuklarla ilgili öncülük yapmasının neticesinde kurumlardaki çocuklara verilen hizmetler şu an için çok başarılı. İstanbul Valiliği Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’nda 130 civarında personel, 22 minibüs, 2 otobüs ile sokakta yaşayan, sokakta çalıştırılan ve diğer korunmaya muhtaç çocukların korunması, rehabilite edilmesi ve eğitimleriyle ilgili gerekli çalışmaların yapılmaktadır. Valiliğin bu desteği, yardımı ve öncülüğü olmasa kurumların ayakta kalmaları, yaşamlarını idame ettirmeleri mümkün  olmaz. Bence kurum bakımı yanında ağırlıklı olarak aileye destek, aileye yardım ve ailenin güçlendirilmesi çalışmalarının yapılmış olması da gereklidir. Bu amaçla İstanbul’da da halen 8 olan toplum merkezlerinin sayısının 50’lere çıkartılması uygun olacaktır. Toplum Merkezleri; göçün yoğun yaşandığı kır, şehir arasındaki geçiş aşamasında aileleri bilinçlendirme, aileleri eğitme, aile içi kopuk ilişkilerin düzeltilmesi, kadının bilinçlendirilmesi, çocuklara yaklaşım konusunda eğitim verilmesi, çocukların okula gönderilmesi, okulda başarısız olan çocukların çeşitli çalışmalarla eğitimsel ve sosyal yönden desteklenmesi konularıyla ilgili çalışmalar yapmaktadırlar. Böylece hem çocukların aile içerisinde tutulması sağlanır hem de ailenin güçlendirilmesiyle ailenin bir dönem sonra parçalanarak çocuklarının korunmaya muhtaç duruma gelmesini veya sokakta yaşayan çocuklar durumuna gelmesini engellemiş oluruz. Bu yüzden aileye destek, aileye yardım kurum bakımından çok daha önemlidir.
Polat :  Özetle kurum bakımı var ancak, problemi çözebilmek için ailelere önem vermek ve desteklemek gerekiyor. Problemin çözümü için gerçekleştirilen çabalara baktığımız zaman Devlet’in yaptıklarını konuştuk ve tabii bir de toplum var. Toplumu temsil eden sivil toplum kuruluşları ve akademisyenler var. Devlet ve sivil toplum ilişkileri nasıl? Sivil toplum kuruluşları neler yapıyorlar?
Eroğlu : Çocuk ailesi tarafından itilmiş, savunmasız ve korunmasız bırakılmışken yasa ile düzenlendiği üzere bu çocuklara yardımcı olmak gereklidir. İl Müdürlüğü olarak ve Sosyal Hizmet Uzmanları olarak çocuğun nasıl bir kurum bakımına ihtiyaç duyduğunu ve çocuğun yüksek yararının, menfaatinin nasıl olması gerektiğini biliriz. Bir de bu konuda uzmanlaşmış, çocuk üzerine kitaplar yazan, araştırmalar yapan akademisyenler var. Akademisyenlerde çocukları ailesiyle, çevresiyle, toplumla bütünleştirmek ve çocuğun yüksek yararının, çocuğun yüksek menfaatinin nasıl olması gerektiği konularında değerli düşünceleri olan kişilerdir. Bundan başka çeşitli belediyeler, dernekler de yardımcı olmak amacıyla donanımlılar. Bu üç kurumun; devlet, üniversiteler, yerel yönetimler vesivil toplum kuruluşlarının biraraya gelmesi, birlikte hareket etmeleri gereklidir. Biz eski Devlet Bakanımız Hasan Gemici’nin önderliğinde bunu çok iyi başardık. Çocukla ilgili çalışan ne kadar sivil toplum kuruluşu varsa hepsini biraraya getirdik. Bunlardan bazıları; Çocuğu İstismardan Koruma ve Rehabilitasyon Derneği, Sokak Çocukları Rehabilitasyon Derneği, Sokak Çocukları Vakfı, İstanbul Barosu, Kadıköy Belediyesi olarak sıralanabilirler. Siz, Prof. Dr. Oğuz Polat ve Prof. Dr. Esin Küntay, Prof. Dr. Türkan Saylan gibi çocuklar üzerine çeşitli araştırmalar yapmış, çocuk haklarının kurtarılması, çocukların ailesi ve diğer kişiler tarafından ihmale, istismara uğramaması için çaba sarfetmiş, çocukları koruyan çocuk dostu akademisyenler de mevcut.
Polat : Gerçekten; özellikle birkaç kişiyi siz andınız ben de bahsetmek istiyorum, Hasan Gemici çok güzel bir yol açtı. Sivil toplum kuruluşlarını, Devlet’i, üniversiteleri, belediyeleri biraraya getiren ortak bir modeli başlattı. İlk toplantıda Türkan Saylan, Hasan Gemici, Yusuf Kulca, siz ve ben beraberdik. Buradan çıkan fikirle Yeldeğirmeni modeli doğdu. Diğerleri bu modeli takip etti. Peki, sivil toplum kuruluşları bu çalışmanın neresinde olmalı? Açık sormak gerekirse sivil toplum kuruluşlarının; uzman olan kuruluşların, her türlü istismara uğramış çocuklar için kendi kurumlarını açmaları ve çocuk bakımını ve rehabilitasyonunu üstlenmeleri yasak. Devlet hala bunun önemini anlamadı ve önünü açmadı. Halbuki dünya böyle çalışıyor. Bu çok büyük bir sıkıntı çünkü Devlet kurumları tek başına sayıca yeterli olmadığı gibi uzmanlık anlamında da yetersiz. Bu çok açık ifadeden sonra sizin görüşlerinizi alalım.
Eroğlu : Aslında keşke sivil toplum kuruluşları Devlet’in tüm kurumlarında aktif görev alma, Devlet’in memurlarıyla ortak çalışma yapabilme şanslarını her zaman bulabilseler. Ancak bu, Bakan’ın sivil toplum kuruluşlarına bakışı, SHÇEK Genel Müdürü’nün sivil toplum kuruluşlarıyla çalışma yapılmasıyla ilgili hoşgörüsü, Valiliğin ve SHÇEK İl Müdürü’nün bakışıyla bağlantılı bir olay. Bazen şuan için çok iyi giden bu birlikteliğin, güzel oluşumun bir dönem sonra sekteye uğratılabileceği konusunda endişeliyim. Çok iyi niyetle çalışan sivil toplum kuruluşlarının bir dönem sonra kurumlardan itilmeleri veya kurumlardaki iyi çalışmalardan soyutlanmaları bu güzel çalışmaları bir dönem sonra bitebiliyor. Örneklerini daha önce gördük. Keşke sivil toplum kuruluşları bilgi donanımlarına, birikimlerine ekonomik anlamda da destek bulabilseler de onlar da böyle kurumlar açabilseler. Halen bilgi anlamında her türlü donanımla teknik altyapıya sahip sivil toplum kuruluşlarının en önemli sıkıntısı ekonomik güçsüzlükleridir. Bina bulsalar bile buranın işletme ve hizmet masraflarını karşılayacak durumda olmadıkları için çok iyi niyetlerle açılan bir merkez, bir dönem sonra kapanma tehlikesiyle yüzyüze gelecektir. Bu yüzden; Avrupa’da ve diğer gelişmiş ülkelerde yerel yönetimler ve Devlet, çocuğa hizmet etmekte samimi gördükleri sivil toplum kuruluşlarına her türlü yardımı yapmaktadırlar. Ülkemizde ise ancak çeşitli işbirliği protokolleriyle sivil toplum kuruluşları tarafından başlatılan ve hizmete sokulan kurumlar ortak işletilmektedir. Bu kurumların başında yine mutlaka meslek elemanlarının olması gerekir. Çünkü çocuğu en iyi tanıyan, çocuğun ailesi ile, çocuğun çevresiyle, toplumla diyaloğunun, ilişkisinin nasıl olması gerektiği konusunda çocukla ilgili eğitim alan sosyal hizmet uzmanı, psikolog, pedagog, çocuk gelişim uzmanı veya bu konuda doktora çalışmaları yapmış meslek elemanlarının mutlaka bu işin başında olması gerekir.
Polat :  Yeldeğirmeni modelimize baktığımızda; sivil toplum kuruluşu, belediye ve üniversite bir işbirliği protokolüyle kurumu yapılandırdılar. Burada özellikle günlük gereksinimleri karşılamak amacıyla Sokak Çocukları Rehabilitasyon Derneğini kurmuştuk. Halen bu dernek kuruma büyük destek aktarmaktadır. Ama bundan iki ay önce (2004) kurumlara bir genelge geldi. Genelgede özetle Devlet’in hiçbir kurumunda sivil toplum kuruluşlarına yerverilemeyeceği söylenmektedir. Buna uygun olarak derneği kurumdan uzaklaştırmak ve başka bir yere taşımak gerekmiştir. Bu durumda kurum ile dernek arasındaki çok güzel yapılanmış organik bağlantı kesildi. Sivil toplum kuruluşları ile Devlet tamamen birbirinden kopmuş bir vaziyete geldi. Eskiden sıkıntılar vardı, şimdi sıkıntıları bıraktık kopma noktasına geldik. Bu konuda söyleyecekleriniz nelerdir?
Eroğlu : Kurumlarımız yardıma muhtaç çocuklara, gençlere, yaşlılara, özürlülere hizmet veren kurumlar oldukları için halkın gönüllü desteği, maddi ve manevi desteğine çok büyük ihtiyaç var. Zaten biz İstanbul’da ki 48 kurumun bugüne kadar çok başarılı işler yapmasında en önemli desteği ve yardımı da sivil toplum kuruluşlarından ve kurumların bünyesinde yapılandırılan yardım derneklerinden sağladık. Bugün Eyüp Çocuk Yuvası’nın Derneği, Küçükyalı’nın Derneği Devletten daha güçlü olarak kurumlarda barınan çocukların gereksinimlerini karşılamaktadırlar. Dernekleri kurumlardan çıkarttığımız takdirde hem dernek yardımını ve ilgisini kuruma yönlendirmeyecek hem de vatandaş derneğin kurumdaki çocuklar yararına çalışmayacağı düşüncesiyle yardımı kesecek. Burada bir yanlış anlaşılma olduğunu düşünüyorum. Kararı veren merciye kurumlarımızın özelliklerinin doğru anlatılmadığı ve bir yanlışlık yapıldığı endişesini taşıyorum. Bazı kurumlarımızın binası bile sivil toplum kuruluşlarına ait. Hem sivil toplumun binasında barınıyorsunuz hem de sivil toplum kuruluşuna binayı terket diyorsunuz. Sivil toplum kuruluşu da buna karşılık olarak kuruma “siz çıkın” diyor haklı olarak
Polat :  Bu basitçe anlattığımız örnekten anlaşılacağı gibi Devlet ile sivil toplum kuruluşları arasında yaşanan sıkıntılar çok fazla.
Eroğlu : Bu yüzden kurumlarımızın özelliklerinin Genel Müdürlük ve Bakanlık tarafından iyi anlatılması ve kurumlarımızda ki bu derneklerin, vakıfların, hayırseverlerin durumunun anlatılmış olması çok önemlidir.
Polat :  Şimdi gelelim başka önemli bir soruna. Türkiye’de bence gerçekten çok önemli olan ama çok az kişinin tartıştığı yada yavaş yavaş tartışmaya başladığı bir konu; Kız çocukların fuhuşa itilmeleri - ticari bir cinsel meta olarak kullanılmaları. Sokaklara baktığımızda 9 yaşından büyük kız çocuklarını artık göremiyoruz. Benim görüşüm; mafya belli yaşa gelen kız çocukları sokaktan alıyor ve çocuklar fuhuş sektİşte yeraltına indiriyor ve öründe kullanılmaya başlanıyor. Sayısal veri yok. Türkiye’de birçok konuda sağlıklı veri bulmak çok zor ama bu konuda hiç veri yok. Bu durumda analiz yapma ve durumun boyutlarını tespit etmek mümkün değil. Ancak,  konuyla ilgili bir ilk adım atıldı aslında. Biraz bu ilk adımdan bahsedelim. Çocuk fuhuşunu önlemek adına veya fuhuşa itilmiş çocukların rehabilitasyonu adına neler yapılmakta?
Eroğlu : İstanbul Valiliği tarafından sokakta yaşayan, ticari cinsel sömürüye maruz kalan kızlar için bir ‘gençlik evi’ açıldı. Yerini, adresini çocukların güvenliği açısından gizli tutmak zorundayız. Bu merkeze çocuk kendi isteği ile veya herhangi bir sivil toplum kuruluşunun aracılığıyla veya güvenlik güçleri tarafından getirilip teslim ediliyor. Çocuk kuruma ilk geldiğinde hem fiziksel hem ruhsal örselenmeye maruz kaldığı için kendisine önce tıbbi tedavi uygulanması gerekiyor. Tedavisi bittikten sonra çocuğun ailesi ile çeşitli görüşmeler yapılıyor. Aile ile yapılan görüşmeler neticesinde kızın evden kopma biçimi ortaya çıkıyor. Bazı durumlarda çocuk, aile içi şiddete, cinsel ve fiziksel istismara maruz kaldığı için ev ortamından uzaklaşmak düşüncesi ile sokağa çıkıp sokakta daha olumsuz ve daha kötü koşullara maruz kalıyor. Bazı durumlarda ise aile içi iletişim eksikliği sebebiyle veya ailenin çocuğa küçük bir müdahalesi neticesinde çocuk medyada sıklıkla gördüklerine özenerek evini terk edip daha iyi yaşantı bulma hevesiyle kötü durumlara düşebiliyor. Eğer yapmış olduğumuz bu durum incelemesi sonucunda çocuğun eve dönebilme ihtimali varsa, çocuk açısından aileye geri dönüşe ikna olmuşsak kız çocuğu ailesine teslim ediyoruz. Eğer ev ortamı çocuğu sokağa itmişse veya evine dönmesi halinde daha olumsuz koşullara düşeceği endişesi uyanmışsa kızı ailesine teslim etmiyoruz. Çocuk merkezimizde kalarak sosyal hizmet uzmanı, psikolog ve psikiyatristlerin yardımıyla rehabilite ediliyor. Yeniden yaşama merhaba demeye, güzel şeylere yönlenmeye, okulla bağı kopmuş ise tekrar okullu olmaya, okula gidebilme şansı yok ise kendisinin de benimseyeceği çeşitli mesleklere, çeşitli branşlardaki kurslara gitmeye başlıyor. Yapılan çalışmalar çocuğun kendisine olan güvenini geliştirmeye yönelik oluyor.
Polat :            Çocukların çoğu çocuk haklarıyla ilgili çok az şey biliyorlar veya hiçbir şey bilmiyorlar. Bilenler de çok genel kavramdan bahsediyorlar. Halbuki hepimiz çocuklar için bir şeyler yapıyoruz, çabalar sarfediyoruz. Ancak görülen o ki çocukların bunlardan haberi yok. Haklarından habersizler ayrıca başları sıkıştığında nereye gideceklerini bilmediklerinden sokağa çıkıyorlar. Demek ki bir sıkıntımız. Yapılan çalışmalarla çocukların buluşturulması gerçekleşmiyor diyebilirmiyiz?
Eroğlu : Çocukların ve ailelerinin çocuk hakları konusunda bilgilendirilmeleri öncelikli görev aslında. Bilinçlendirmek koruyucu önleyici faaliyetlerimiz açısından çok önemli. Bundan başka okullarda öğretmenlere de çocuğun haklarını anlatmak gerekir. Bu kapsamda 2002 yılında İstanbul Çocukları Vakfı 3 milyon civarında Çocuk Hakları Tanıtım Kitapçığı bastırdı ve bunlar dağıtıldı. Okullara ve muhtarlıklara posterler asıldı. Bu malzemeler sivil kuruluşlara, çeşitli partilere, bunların diğer organlarına gönderilerek mümkün olduğu kadar çok kişinin çocukların haklarına saygılı davranması konusunda eğitilmelerini amaçladık.
Polat :  Diğer ülkelerin parti programlarında çocukların haklarından azami olarak faydalandırılmaları mutlaka yer alıyor. Belediyeler de konunun asıl sahipleri. Ama Türkiye’ye baktığımızda; belediyelerden birkaçını ayrı tutuyorum, bir şeyler yapmaya çalışan belediyeler var ama sayıları çok az. Toplam 33 belediyede üç yada dördü geçmez. Hatta Şişli ve Kadıköy’ü güzel örnekelr olarak hemen söyleyebiliriz. Partilere baktığımızda ise çocukla ilgili çalışmalara rastlamıyoruz. Programlarında bir satır ya var ya yok. O da göstermelik olsun diye. Kimse böyle bir konunun önemine inanmıyor. Genel zihniyet şu; “Asıl başka büyük sorunları çözelim, onlar çözüldükten sonra bu konuyla uğraşırız.” Konudan yemek üstüne içilecek kahve gibi bahsediliyor.
Eroğlu : Haklısınız, çocuklara ilgi ancak; bir çocuk bir yüzbaşıyı öldürmüşse, bir çocuk Serpil öğretmene tecavüz etmişse, çocuk bir yeri yakmışsa veya tinerci çocuklar bir iş yerine zarar vermişse, sokakta gezenleri rahatsız eder duruma gelmişse, doğuyor. Oysa çocuklar bu duruma gelmeden önce bunlara sahip çıkılması gerekir. Bunun da yolu belediyelerin her türlü çalışmalarında, hazırladıkları planlarda, programlarda çocuklara öncelikli olarak yer vermeleridir. Çocuk haklarını sadece kağıt üstünde değil yaşamsal faaliyetlerde de kullanmak gerekir. Çocukların ailelerine karşı da çocukları korumak gerekir. Bir Mc Donald’s olayı çıktı, herkes Mc Donald’s’a yüklendi, “nasıl çocuk buzdolabına kapatılır” diye. Hiç kimse demedi ki “bu yaştaki çocuğun gece saat 11:00’de tek başına sokakta ne işi var?”, “anne-babası kız çocuğunu sokağa mendil satmaya ne için gönderiyor?” Biz çocuğun evine gittik, inceleme yaptık ki kişinin 3 katlı evi var, dükkanı var ve o çocuk o ev ortamı içerisinde okula gitmesi gerekirken, sokakta ip atlaması, top oynaması gerekirken, aile bütçesine yardım, katkı adı altında sokağa çalıştırılmaya gönderiliyor. Aile hakkında dava açtık. Dava açılmasına herkes ilk defa duyuyormuş gibi hayret etti ve bize bu yönde sorular sordu. Oysa, gelişmiş ülkelerin hepsinde olan çocuk haklarıyla ilgili her türlü kanunlar, her türlü yaptırımlar bizde de var.
Polat :  Kağıt üzerinde aslında her şey var değil mi? Aslında her şey mükemmel gözüküyor değil mi? Uygulamada ise gerçek anlamda büyük sıkıntılar var. Gerçekten bu tip ailelere gidildiğinde inanılmaz manzaralarla karşılaşıldığını biliyoruz. Demek ki kanunların mevcudiyeti yetmiyor. Yurttaşların bilgilendirilmeleri şart.
Kurum bakımına geri dönecek olursak, böyle bir olay yaşandığında; ailenin üç katlı apartmanı var ama çocuğunu sokakta çalıştırıyor gibi, çocuğun o ailede kalmasının hiç kimseye yararı yok. Çünkü çocuk artık çocukluktan çıkmış bir ticari metaya dönmüş vaziyette. O zaman kuruma getiriyoruz. Kurumlarla ilgili sorunlarımız da var ve bunları konuştuk. Uzman sayımız yetersiz, maddi sıkıntılarımız var ama gene de kurum önemli bir çıkış noktası çocuklar için. Ancak kurumda korunma altına alınan çocuklarla ilgili ileride bir sıkıntı doğuyor. Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin birinci maddesi 0-18 yaş arası herkesi çocuk olarak niteliyor. 18 yaşından sonra artık birey çocuk değil. Bu durumda çocuk 18 yaşına kadar kurumda yaşıyor, okula gidiyor, çok iyi de eğitim alıyor, hakikaten topluma kazandırdığımız bir birey olmak yolunda hızla ilerliyor ama 18 yaşına girince kanun ve yönetmeliğe göre kurum dışına çıkartılıyor. Toplum kültürümüzde çocuklar 18 yaşına gelince aileden uzaklaştırılmıyor. Kurum bakımı altında olanlar için ise bu sözkonusu değil. Çocuk barındığı, güven duyduğu, aile bildiği ortamdam tekrar sokağa itiliyor bu sefer genç yaşında. Bu doğru mu? Yürütmede neler yapılıyor? Aslında doğru olan nedir, ne yapılmalı?
Eroğlu : Bundan altı, yedi yıl kadar önce 18 yaşından sonra çocukların “ref edilmesi” yani koruma kararının kaldırılmasıyla ilgili çalışmalar vardı ama son yapılan değişiklikten sonra eğer çocuk okula devam ediyorsa, üniversiteye devam ediyorsa 25 yaşına kadar, kız ise evleninceye kadar, erkekler için de askerliğini yapıncaya kadar koruma kararının uzatılması yapılıyor. Hatta kız çocuklar için İstanbul’da İmren Aykut ile işbirliği içinde Gençlik Evi kurduk. 18 yaşından sonra işe giren kızların bir anda hemen ev tutup hayata atılmaları çeşitli sıkıntılar yaratacağı düşüncesi ile bir evde kızlara aldıkları maaşı harcamayı, maaşları ile geçinmeyi, eşya almayı ve ayaklarının üzerinde durabilme bilinci ve yetisi verildikten sonra gencin ayrı bir ev tutarak ayrılması sağlanıyor. Erkekler için de askere gidip geldikten sonra kurumdaki müdürle, çalışanlarla iyi bir diyalog içindeyse aynı bir ailenin evladı gibi - nasıl bir çocuk askere gidip de baba evine dönmüşse - genç tekrar yurda döndüğü zaman kendisine yardımcı olunuyor. Bence en önemli konu çocuklara Atatürk ilke ve devrimleri ışığında çağdaş bakımı, çağdaş eğitimi en iyi şekilde vermek ve bir ev havası, ev sıcaklığı içerisinde tüm bu çocukları kucaklamak, tüm çocukları sevmek. Bu alanda da sivil toplum kuruluşlarının bizim kurumlarımızda aktif rol oynamalarının çok iyi olacağı düşüncesindeyim. Çünkü sivil toplum temsilcileri ve gönüllü anneler, gönüllü babalar kurumlardaki çocuklar için çok daha objektif davranan kişiler oluyorlar. Kurum yönetimde çeşitli değişiklikler olabilir, yönetimdeki kişilerin çocuklara yaklaşımları farklı olabilir, çocuklar yönetimle anlaşamaz olabilirler ama sivil güçler her zaman çocukların yanında yer aldıkları için çocukların hem içinde bulundukları durumu benimsemelerine, içinde bulundukları durum içerisinde eğitimlerini daha iyi bir şekilde devam ettirebilmelerine yardımcı olurlar veya yapılan yanlışlıklar konusunda ilgilileri uyarırlar ve yanlışlığın düzeltilmesine vesile olurlar. Bu uyarılarla ve desteklerle çocuklarla birlikte geleceği yakalayabiliriz inancındayım.
Polat :  Burada çok hassas bir konuya değindiniz. Ben de bir iki cümle konuşmadan geçmek istemiyorum doğrusu. Sosyal Hizmetler belli dönemlerde liyakate bakılmadan, meslek grubuna bakılmaksızın atanan kişiler nedeniyle çok farklı boyutlara gitti. Atamalar İmam Hatip okullu olupta meslekten olmayan kişilerle yapıldı. Günümüzde de benzeri atamalar yaşamaya başladık. Bununla ilgili olarak sizden bir yorum istemiyorum elbet. Bunlar benim kişisel görüşlerim. Kurumda yaşayan çocukların hayat görüşlerinin etki altına alınması mümkün. Kurum yöneticisiyle arası iyi olan gençlerin askerden geldikten sonra da kurumdan yardım alabildiklerini söylediniz. Bu durumda çocukların, kuruma atanan kişilerin dünya görüşlerini benimsemeleri gibi, bunun çocuklara dayatılma ihtimali olduğu gibi fikirler geliyor akıllara. Bunların aşılması lazım. Bu konuda çok dikkatli olunması lazım. Çocukların bu şekilde istismar edilmesinin de, eğer ediliyorlarsa, önüne geçilmesi önemli. Kurum denetimlerinde bu hususda gündeme alınmalı.
Bu çocuklar hepimizin. Anne-babaları yok. Onlara hepimiz sahip çıkmalıyız. Toplumda bu bilinci uyandırmamız, toplumun duyarlılığını kazanmamız gerekiyor. Ancak, duyarlılık çocuğa üzülüp, acıyıp ona kişisel yardımlar yapmak anlamında gelişmemelidir. Bu yanlış olur. Yardımlara, desteklere sivil toplum kuruluşlarının aracı olması destekten doğru çocukların mümkün olduğunca efektif şekilde fayda bulmasının önünü açar. Yardımlar bilinçsizce heba edilmez. Diğer bir husus ise kurum bakımının alternatiflerinin olması gerekliliğidir. Koruyucu aile kavramının toplumla etkin şekilde paylaşılması, duyurulması yada uzman olan sivil toplum kuruluşlarına çocuklara bakım ve rehabilitasyon hizmeti izninin verilmesi gibi.
Dördüncü ve bence en önemli husus ise konuyla ilgili çalışmalar yapmış, deneyim kazanmış, kişilerin bazı nedenlere bağlı olarak kenara itilmemesi gerekliliğidir. Mutlaka tecrübelerden yararlanmamız lazım çünkü zaten deneyimlilerin sayıları çok az. Güzel modellerle az da olsa iyi şeyler yapılıyorsa bunları bitirmek değil sürdürmek gerekiyor ve bütün bu işler insanla yapılıyor. Deneyimler, bakış açıları, yaklaşımlar çok önemli. Kimseyi dışalmadan birlikte çocuklara hizmet verilmesi gerekiyor.
Sayın Eroğlu, programa katılarak toplumda bilinç oluşturma ve destek bulma çabalarımıza katkıda bulunduğunuz için, bugüne kadar gerçekleştirdiğiniz ve bundan sonrada aynı azimle devam edeceğinize inandığım çocuk çalışmalarınız için çok teşekkür ederim. Başarılarınızın devamını diliyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder